Şimşek gibi bi anı çakar beynimin tam orta yerine. Etkisi beynime değil kalbime olur. Kalbimden hızlıca bişey süzülüverir. Akıp gider öylece. Durdurmak isterimm. Tutayım öylece dursun, hiç gitmesin. İnsanın içini okşayan kaç tane anı vardırki. Böylesine alıp götüren.. Öyle bişeydir ki unutturur ne var ne yoksa. Gelmişi, geçmişi..
Geçmiş bi şekilde geçmiş. Ya gelecek? Gelecekte nolucak? Geleceğe gülümseyerek baksam da içimde hep bi umutsuzluk. Kendimi çekip gidicek gibi hissediyorum. Geleceğe gelicem ve tam o anda bişey olucak, bi hüzün bi keder. İşte o an gidicem. Böyleyimdir, elimdeki imkanları kullanırım. Değiştiririveririm, yenilerim. Umarım çekip gitmem, umarımm..
Hüzün bulutları kalkıyor gibi. Güneş kendini gösteriyor, yağmurlar buhar olup nefesime karışıyor ve öylece sindiriyorum.. Güneş tüm göz alıcılığıyla tüketiyor herşeyi. Yakıp yıkıyor yeniliyor ne varsa. Ve ateşten elleriyle sarıyor beni. "Koş oraya git baştan başla" diyor yaka yaka. Yaktığı yerler yenileniyor.. Yeni bi Beer çıkıyor ortaya. Hayat izleri görünen, verdiği nefesi alabilen.. Üstelik kalbindeki izler de geçiyor sanki.
Pazartesi, Ocak 31, 2011
Cumartesi, Ocak 29, 2011
Mutlu olmak mı, kim demiş ne demiş?
Güneşli günleri çok severdim, aslında hala da severim. Ama ne güneşli günler geçirdim, bu sisli puslu havada yaşadığım mutluluğun yerini tutmaz belki de. Tamam abarttık diyelim şöyle yapalım, bugün çok mutlu hissediyorum. Normalde bu havalarda bunalıma bağlarım ben ama bugün öyle değil bugün bambaşka bi gün. Mutluyum sanırım, evet mutluluk budur.
Dışarda yağmur yağsa da, rüzgar insanların suratına bi tokat gibi çarpsa da, içimde güneş en dolgun halinde, esen meltem rüzgarı ise içimi daha da ısıtıyor, gözlerimi kapatıp kuş seslerini, denizin şırıltısını dinletiyor. Gözlerimi açsam yine bi güzellik karşımda, uçsuz bucaksız ovalar, tertemiz ayna gibi bi deniz ve mutluluğun kendisi. Mutluluğun elini tutuyorum resmen. Canını acıtmaktan çekinerek ama hiç bırakmamacasına sıkıyorum öylece onu.
Az daha kal yanımda, tamamen kalmanı bekleyemem ama gidişin erken olmamalı. Az daha benim ol, biraz sen beni, biraz da ben seni hissedeyim. Gitsen bile, yollara ekmek kırıntılarını dökmeyi unutma. Unutmaki seni bulmam kolay olsun.
Dışarda yağmur yağsa da, rüzgar insanların suratına bi tokat gibi çarpsa da, içimde güneş en dolgun halinde, esen meltem rüzgarı ise içimi daha da ısıtıyor, gözlerimi kapatıp kuş seslerini, denizin şırıltısını dinletiyor. Gözlerimi açsam yine bi güzellik karşımda, uçsuz bucaksız ovalar, tertemiz ayna gibi bi deniz ve mutluluğun kendisi. Mutluluğun elini tutuyorum resmen. Canını acıtmaktan çekinerek ama hiç bırakmamacasına sıkıyorum öylece onu.
Az daha kal yanımda, tamamen kalmanı bekleyemem ama gidişin erken olmamalı. Az daha benim ol, biraz sen beni, biraz da ben seni hissedeyim. Gitsen bile, yollara ekmek kırıntılarını dökmeyi unutma. Unutmaki seni bulmam kolay olsun.
Çarşamba, Ocak 26, 2011
Durmadan akıp gitme zaman!
Bi rüya gördüm, biliyorum o gerçek. Ne gördüysem gerçek, çünkü olanları gördüm. Canım.. Gitti bitti, acımıyor artık o aşamaları bile geçti. Uyandım ağladım. Acı çektim. Bu kadar zor olmamalı, iyi değilim, kabuller yasak. İçimm.
Rüya sandığımızı da yaşadık. Rüya gibi gelirdi ama yaşadık işte. Bu gerçekti. Unutmamalı, asla asla. Sabahki acımı unutmuştum, unutmamak mümkün değildi. Bazen acıyı bi kenara bırakıp mutluluğu yaşamak gerek. Acılarla engel koymamak gerek. Ben de onu yaptım acımı evde bırakıp mutluluğa koştum. Sanırım gerçekten sindiriyorum. Herşeyi sindirmeliyim. Böyle yaşanmaz, böyle nefes bile alınmaz.
Ve bugün..
Bugün yine kötüyüm. O rüya, uzaktan bakmak ve bi sürü şey.. Bi şey var, aslında bi çok şey. Var işte ortalarda dolaşıyor sinsi sinsi. Kötü günler gelicek. Hiç iyi olmucak. Acılar bir bir dizilicek önüme, hangimizi istersin diyen bakışlarla kesicekler beni. Bazen sadece oturup bizi izlediğini düşünüyorum, neden hiç müdahale etmezki. Herşey onda değil mi, neden acı çekmeme izin verirki? Tanrı.. Bu kadar yakın hissederken neden izlersin sadece?
Yarını yaşamak istemiyorum, zamanlar dursun herşey bitsin, yarın gelmesin. Daha büyük bişey bekliyor beni. Evde oturup kendimi saklamaya çalışsam bile acı gelicek.
Aslında zaman dün durmalıydı. En güzelinde. Mutluluk tadındayken. O kadar yalvardık boşuna olduğunu bile bile. Korka korka bugüne atıldık. Bizi bekleyen dünyaya atıldık. Umurumuzda olmasa bile, etrafımızdaki silüetler bizi yaşamak istiyor. Bizi, bizden ayrı yaşamak istiyor. Yine gittik onlara. Uzaktan bakıyoruz, içimizi okuyoruz. Acı çekiyoruz. Korkuyoruz.
İyi değilim hiç. Pişmanlık? Hiç bilmiyorum. Ama bütün acılar, tek bi mutluluğa değer.
Rüya sandığımızı da yaşadık. Rüya gibi gelirdi ama yaşadık işte. Bu gerçekti. Unutmamalı, asla asla. Sabahki acımı unutmuştum, unutmamak mümkün değildi. Bazen acıyı bi kenara bırakıp mutluluğu yaşamak gerek. Acılarla engel koymamak gerek. Ben de onu yaptım acımı evde bırakıp mutluluğa koştum. Sanırım gerçekten sindiriyorum. Herşeyi sindirmeliyim. Böyle yaşanmaz, böyle nefes bile alınmaz.
Ve bugün..
Bugün yine kötüyüm. O rüya, uzaktan bakmak ve bi sürü şey.. Bi şey var, aslında bi çok şey. Var işte ortalarda dolaşıyor sinsi sinsi. Kötü günler gelicek. Hiç iyi olmucak. Acılar bir bir dizilicek önüme, hangimizi istersin diyen bakışlarla kesicekler beni. Bazen sadece oturup bizi izlediğini düşünüyorum, neden hiç müdahale etmezki. Herşey onda değil mi, neden acı çekmeme izin verirki? Tanrı.. Bu kadar yakın hissederken neden izlersin sadece?
Yarını yaşamak istemiyorum, zamanlar dursun herşey bitsin, yarın gelmesin. Daha büyük bişey bekliyor beni. Evde oturup kendimi saklamaya çalışsam bile acı gelicek.
Aslında zaman dün durmalıydı. En güzelinde. Mutluluk tadındayken. O kadar yalvardık boşuna olduğunu bile bile. Korka korka bugüne atıldık. Bizi bekleyen dünyaya atıldık. Umurumuzda olmasa bile, etrafımızdaki silüetler bizi yaşamak istiyor. Bizi, bizden ayrı yaşamak istiyor. Yine gittik onlara. Uzaktan bakıyoruz, içimizi okuyoruz. Acı çekiyoruz. Korkuyoruz.
İyi değilim hiç. Pişmanlık? Hiç bilmiyorum. Ama bütün acılar, tek bi mutluluğa değer.
Pazar, Ocak 23, 2011
Cuma günü.
Dersaneye gittim, iki dersimiz vardı. Mat ve geo. Hiç bişey işlediğimiz yok. Mata girdim geoda gittim. Bay T den bi dal aldım. Yürüdüm yürüdüm. Bi mekan buldum bi güzel içime çektim. Tam eve dönerken anne ve babayla karşılaştım. Şaşırdılar.
A.B: Dersaneye gitmedin mi sen?
B: Gittim. Hoca erken saldı canım sıkıldı dolaştım.
A.B: Niye tek başına dolaşıyorsun, yine bişey mi oldu?
B: Ya yok olmadı bişey, hep birileriyle dolaşıyorum biraz tek takılmak istedim.
A.B: Hadi babannene gidiyoruz gel.
B: Yok gelmicem, karnım aç eve gidicem.
A.B: Peki o zaman dooğru eve.
Gittim büfeye aldım kafamı dağıtacak olan şeyi. Eve geldim az bekleyip içtim. Annem gelince odama gelesi tuttu, bişey oldu sanmış konuşmak için yanıma gelmek istemiş belliki. Yoksa hiç rahatsız etmezlerdi, emindim gelmiceklerinden. Kokuyu aldı.
A: Ne içtin doğru söyle?
B: Bi tane anne bişey yok onda.
A: Nasıl bişey yok, niye böyle yapıyorsun?
.
.
.
Ve daha sonra ceplerimde bulduğu çakmakların ve pencere önündeki külün hesabını sordu. Dedim bi kaç kere içtim çok değil. Kızmış gibiydi, ama üzülmüştü de. Pek ciddiye almadım. Ama dün akşam konuşmak için çağırdığımda üzüldüğü her halinden belliydi. Ve artık güvenmiyordu. Haklıydı da.. Ben olsam ben de güvenmezdim. Ne desem boştu. Güvenmiyordu işte. Korkuyla yaşıyormuş, acaba bugün de ne çıkıcak diye. Hiç anlamamıştım ben oysaki. Ama korkuyordu da işte, onu korkutmuştum yaptıklarımla. Bi anne için çok acıdır tahmin edebilirim bence.
Ben de üzüldüm, artık bırakıyorum herşeyi sanırım. Derslerime döneyim ben. Güzel netler yaparsam bıraktığımı anlar, güveni yerine gelir. Kötüyüm ya, güvenilmemesi ne kadar acıymış. Şimdi salona inip de annemin yüzüne nasıl bakıcağımı düşünüyorum. Gerçi dün akşam yine gelmişti, triplere girer gibi "Napıyosuun?" demişti ama ben yine de utanıyorum.
Kadın haklı sonuna kadar.Haketmedi. En güzel şekilde yetiştirmeye çalıştı kendinden önce bizi düşündü. Umarım kendim gibi bi çocuğum olmaz.
A.B: Dersaneye gitmedin mi sen?
B: Gittim. Hoca erken saldı canım sıkıldı dolaştım.
A.B: Niye tek başına dolaşıyorsun, yine bişey mi oldu?
B: Ya yok olmadı bişey, hep birileriyle dolaşıyorum biraz tek takılmak istedim.
A.B: Hadi babannene gidiyoruz gel.
B: Yok gelmicem, karnım aç eve gidicem.
A.B: Peki o zaman dooğru eve.
Gittim büfeye aldım kafamı dağıtacak olan şeyi. Eve geldim az bekleyip içtim. Annem gelince odama gelesi tuttu, bişey oldu sanmış konuşmak için yanıma gelmek istemiş belliki. Yoksa hiç rahatsız etmezlerdi, emindim gelmiceklerinden. Kokuyu aldı.
A: Ne içtin doğru söyle?
B: Bi tane anne bişey yok onda.
A: Nasıl bişey yok, niye böyle yapıyorsun?
.
.
.
Ve daha sonra ceplerimde bulduğu çakmakların ve pencere önündeki külün hesabını sordu. Dedim bi kaç kere içtim çok değil. Kızmış gibiydi, ama üzülmüştü de. Pek ciddiye almadım. Ama dün akşam konuşmak için çağırdığımda üzüldüğü her halinden belliydi. Ve artık güvenmiyordu. Haklıydı da.. Ben olsam ben de güvenmezdim. Ne desem boştu. Güvenmiyordu işte. Korkuyla yaşıyormuş, acaba bugün de ne çıkıcak diye. Hiç anlamamıştım ben oysaki. Ama korkuyordu da işte, onu korkutmuştum yaptıklarımla. Bi anne için çok acıdır tahmin edebilirim bence.
Ben de üzüldüm, artık bırakıyorum herşeyi sanırım. Derslerime döneyim ben. Güzel netler yaparsam bıraktığımı anlar, güveni yerine gelir. Kötüyüm ya, güvenilmemesi ne kadar acıymış. Şimdi salona inip de annemin yüzüne nasıl bakıcağımı düşünüyorum. Gerçi dün akşam yine gelmişti, triplere girer gibi "Napıyosuun?" demişti ama ben yine de utanıyorum.
Kadın haklı sonuna kadar.Haketmedi. En güzel şekilde yetiştirmeye çalıştı kendinden önce bizi düşündü. Umarım kendim gibi bi çocuğum olmaz.
Cuma, Ocak 21, 2011
Salı, Ocak 18, 2011
'İ'bretlik bi kayıttır bu, dikkatinize.
Küçücüktüm ufacıktım. Ben diyim 5, sen de 6 yaşındayım. Aile dostlarımızla yaptığımız çok eğlenceli bi piknik keyfinden sonra, İ'lerin evine gittik. Ablam, İ ve ben evcilik mevcilik oynamaya başladık. Mekanlar İ'nin odası ve banyo. "Banyo mu hö? " derseniz, şunu hemen açıklığa kavuşturayım, çamaşır makinesine oyuncakları koyuyoruz, küvet de evimizmiş işte takılıyoruz falan.. Abla odada bişeyler yapmakta, İ ve ben küvetteyiz oynuyoruz salak salak falan. İ gel öp beni minicik tazecik körpecik dudaklarımdan, ah ne utanmıştım ama hiç de bozuntuya vermemiştim. Bu çoğunuzda olmuştur, evcilik oynarken ciddiye alınan durumlar falan.. Buraya kadar hiç bi ilginçlik yok değil mi? Ama ben çok üzülüyorum. "Neden?" diye sorarsanız İ artık bir gey!! Aradan yaklaşık 12 sene geçti. Şuan 20 yaşında. Aradan geçen senelerde oluvermiş işte. Yani ilk öptüğüm oğlanın da gey olması gerekmezdi değil mi? Ne yani, şimdi ben mi gey yaptım onu? Beni öptü ve gey oldu omaygad. Çok pis öperim olm dikkatli olun.
Cuma, Ocak 14, 2011
Ö Z G Ü R L Ü K
Nasıl bişeydir acaba? Hiç hissetmiyorum. Hissetmeye kalksam, özgürlüğümü elimden alan bişey olur illaki. Kısa metrajlı filmler gibi yaşarım ben onu. Kısa ama etkileyici, geriye dönüp baktığımda gülümsetici. Başrolde hep ben, diğer oyuncular konuk.. Ama benimdir işte, benim özgürlüğüm. Kısa çok kısa.. 18 dediğin nedir ki? Bi 18 olsam diye başlayan cümleleri sevenlerdenim, ama çoğunun aksine ben 18in sadece sayıdan ibaret olduğunu düşünürüm. Burdan kaçıp kurtulmadıkça özgürlük uzaktan el sallamaya devam eder. Bi yandan herkesi herşeyi bırakıp gitmek isterken, diğer yandan değer verdiklerimi bırakmayı içime sığdıramıyorum. Evet yine başkalarını düşünüyorum. Yeni, yepyeni bi hayat isterken bazılarını bırakma düşüncesi hiç de çekici gelmiyor. Sanırım aynı insanlarla yeni bi hayata başlayabilirim, kim bilir?
Hele bi hissedeyim özgürlüğü kanımda, işte o gün uçucam kaçıcam, deli bi rüzgar gibi ordan oraya savrulucam. İşte o gün asıl gündür, hayatın asıl günü. Bekliyorum büyükçe bi hevesle.
Hele bi hissedeyim özgürlüğü kanımda, işte o gün uçucam kaçıcam, deli bi rüzgar gibi ordan oraya savrulucam. İşte o gün asıl gündür, hayatın asıl günü. Bekliyorum büyükçe bi hevesle.
Cumartesi, Ocak 08, 2011
Gün
Nefes al.. Nefes ver..
Al.. Ver..
Al.. Bırakma.
İçime çektikçe, daha da içime gelmeye başladı herşey. Daha da hazmeder oldum bi nefes gibi içime sızanları. Başımı döndürmüyor artık, beni benden alıp geri vermiyor beni bana. Bi darbe daha gelse, acısından kıvransam ama beni kökten değiştirse. İnsanları görsem, içlerini görsem. Bu kadar kör olmasam. Herşeye rağmen ellerinden tutmasam. Kapasam kapılarımı, indirsem perdelerimi, değiştirsem anahtarımı. Hala.. Hala gülümsüyorum. Ne iki yüzlülük ne başka bişey, bu sadece yaşanmışlıklara bi selam veriş. Susuyorum, tek bi darbeye patlıcam yıllarca patlayamamış volkan gibi. Ve ateşlerim bir bir yakıcak onları, kaçmadıklarına ya da ısrarla benim eteklerime yerleştiklerine lanet edicekler. O gün gelicek ve yaktığım gibi çekip gidicem.
Sağımda solumda.. Toparlamaya çalışıyorum, çalıştıkça boşa çıkıyor. Rehberlikçiyle konuştuğumda, ders çalışmalarımın bana boş geldiğini elimde bişey bırakmadığını söylemiştim, "zaman" demişti, bi iki hafta sonra görücekmişim kazandırdıklarını. Bu da ders gibi olsa, otursam okusam, zaman geçse açıklarımı kapatsam.
Unutulmuş bi gün.. Oysa tam bugündü, iki öncesinde bugün. Bugündü herşey bugün. Bugündü işte salak papatya. Bugündü. Bugünün uğuruna inanırdın da. Ve unuttun, uğurunu, gelişi, sırrı, küçükleri.. Sen unuttun.
Al.. Ver..
Al.. Bırakma.
İçime çektikçe, daha da içime gelmeye başladı herşey. Daha da hazmeder oldum bi nefes gibi içime sızanları. Başımı döndürmüyor artık, beni benden alıp geri vermiyor beni bana. Bi darbe daha gelse, acısından kıvransam ama beni kökten değiştirse. İnsanları görsem, içlerini görsem. Bu kadar kör olmasam. Herşeye rağmen ellerinden tutmasam. Kapasam kapılarımı, indirsem perdelerimi, değiştirsem anahtarımı. Hala.. Hala gülümsüyorum. Ne iki yüzlülük ne başka bişey, bu sadece yaşanmışlıklara bi selam veriş. Susuyorum, tek bi darbeye patlıcam yıllarca patlayamamış volkan gibi. Ve ateşlerim bir bir yakıcak onları, kaçmadıklarına ya da ısrarla benim eteklerime yerleştiklerine lanet edicekler. O gün gelicek ve yaktığım gibi çekip gidicem.
Sağımda solumda.. Toparlamaya çalışıyorum, çalıştıkça boşa çıkıyor. Rehberlikçiyle konuştuğumda, ders çalışmalarımın bana boş geldiğini elimde bişey bırakmadığını söylemiştim, "zaman" demişti, bi iki hafta sonra görücekmişim kazandırdıklarını. Bu da ders gibi olsa, otursam okusam, zaman geçse açıklarımı kapatsam.
Unutulmuş bi gün.. Oysa tam bugündü, iki öncesinde bugün. Bugündü herşey bugün. Bugündü işte salak papatya. Bugündü. Bugünün uğuruna inanırdın da. Ve unuttun, uğurunu, gelişi, sırrı, küçükleri.. Sen unuttun.
Çarşamba, Ocak 05, 2011
His.
Yorgunum..
Etrafımda onca insan var, sadece yoruyorlar beni, yalnızlık hissime his katıyorlar. Beni bana döndürüyorlar, kapanıyorum yavaşça kabuğuma.
Bir sonbahar yaprağıyım, ağacım beni döktü ve ordan oraya savruluyorum amaçsızca. Basıyorlar üstüme, kırıyorlar.. Çıkardığım sesi sevdikleri için basıyorlar üstüme, gülümseye gülümseye.. Evet. Ben bi yaprağım ve ağacıma dönemem ve o asla gelemez, öylece durur izler beni.
Keşke hiç bitmeseydi o telefon görüşmesi. İyiydim konuşurken mutluydum, senin açık yaralarına iyi gelmiştim bile çoktan. Dedim, korkuyorum ben bu acıyla yaşamaya alıştım, acımı unutup herşeyin tekrarlanmasından korkuyorum. O benden daha çok korkuyor bunu biliyorum, her duygu onda daha fazladır zaten. Ona diyemedim ama sanırım istemiyorum bi daha başlamak, bunu derken bile bilmiyorum hala ama sanırım istemiyorum. Sanırım gerçekten çokk korkuyorum. İstesem ona derdim, gel herşeye rağmen gel yanında olayım iyileşelim. Ama demedim.. Düzel çok süper ol öyle gel dedim. Hatta ve hatta başka şehire gideceğini duyduğumda bile itiraz etmedim, okulun olmasa kalsan orda keşke iyi gelir dedim. Ve beni durduran sadece okul sanki dedi..
Çok güzeldi. Biz sadece telefonda konuşsak böyle arada, yeniden başlamasak, bilmiyorum hiç bişey bilmiyorum. Bekle beni hayat, dedi. Ne derse yaparım ben, sanırım bunu da yapıcam, beklemek acı ama yapıcam..
Herşeyin yanında bi kuşku, kuşkunun tam dibinde bizzat ben deniz..
Etrafımda onca insan var, sadece yoruyorlar beni, yalnızlık hissime his katıyorlar. Beni bana döndürüyorlar, kapanıyorum yavaşça kabuğuma.
Bir sonbahar yaprağıyım, ağacım beni döktü ve ordan oraya savruluyorum amaçsızca. Basıyorlar üstüme, kırıyorlar.. Çıkardığım sesi sevdikleri için basıyorlar üstüme, gülümseye gülümseye.. Evet. Ben bi yaprağım ve ağacıma dönemem ve o asla gelemez, öylece durur izler beni.
Keşke hiç bitmeseydi o telefon görüşmesi. İyiydim konuşurken mutluydum, senin açık yaralarına iyi gelmiştim bile çoktan. Dedim, korkuyorum ben bu acıyla yaşamaya alıştım, acımı unutup herşeyin tekrarlanmasından korkuyorum. O benden daha çok korkuyor bunu biliyorum, her duygu onda daha fazladır zaten. Ona diyemedim ama sanırım istemiyorum bi daha başlamak, bunu derken bile bilmiyorum hala ama sanırım istemiyorum. Sanırım gerçekten çokk korkuyorum. İstesem ona derdim, gel herşeye rağmen gel yanında olayım iyileşelim. Ama demedim.. Düzel çok süper ol öyle gel dedim. Hatta ve hatta başka şehire gideceğini duyduğumda bile itiraz etmedim, okulun olmasa kalsan orda keşke iyi gelir dedim. Ve beni durduran sadece okul sanki dedi..
Çok güzeldi. Biz sadece telefonda konuşsak böyle arada, yeniden başlamasak, bilmiyorum hiç bişey bilmiyorum. Bekle beni hayat, dedi. Ne derse yaparım ben, sanırım bunu da yapıcam, beklemek acı ama yapıcam..
Herşeyin yanında bi kuşku, kuşkunun tam dibinde bizzat ben deniz..
Bayan Sümük tarafından mimlenmişim, hadi cevaplatalım (:
1- Kaç yaşındasınız ?
1994 senesinin 7. ayının 29. günü işte, bu sene o günde 17 olurum heralde
2- İsminizin son harfi ne ?
N
3- En sevdiğiniz renk ?
Siyah sanırım, bilemedim koyuları severim aslında
4- Kilonuz kaç ?
48 olabiliteli
5- Boyunuz kaç ?
158 falan ehe naber
6- Ailenizin kaçıncı çocuğusunuz ?
İkinci ve son (:
6- En sevdiğiniz şarkı ?
Çok var büssürü var
7- Sizce sarışın mı esmer mi ?
Kumral desem(:
8- Sigara kullanıyomusunuz ?
Kullanmaktan sayılmaz bence
9- Alkol ?
Hııhı, arada ama
10- Çayı fincandamı içersiniz çay bardağındamı?
Çay içmem pek aslında, fincan ve bardağı karıştırmış durumdayım şuan, ama ince belliden içmiyorum (:
Seni mimledim pikaçu : Libby
1- Kaç yaşındasınız ?
1994 senesinin 7. ayının 29. günü işte, bu sene o günde 17 olurum heralde
2- İsminizin son harfi ne ?
N
3- En sevdiğiniz renk ?
Siyah sanırım, bilemedim koyuları severim aslında
4- Kilonuz kaç ?
48 olabiliteli
5- Boyunuz kaç ?
158 falan ehe naber
6- Ailenizin kaçıncı çocuğusunuz ?
İkinci ve son (:
6- En sevdiğiniz şarkı ?
Çok var büssürü var
7- Sizce sarışın mı esmer mi ?
Kumral desem(:
8- Sigara kullanıyomusunuz ?
Kullanmaktan sayılmaz bence
9- Alkol ?
Hııhı, arada ama
10- Çayı fincandamı içersiniz çay bardağındamı?
Çay içmem pek aslında, fincan ve bardağı karıştırmış durumdayım şuan, ama ince belliden içmiyorum (:
Seni mimledim pikaçu : Libby
Pazartesi, Ocak 03, 2011
Sessiz çığlıklar
Kim demiş unuttuğumu? Her adımımda onu ararken, her soluğumda onu hissederken, her bakışımda onu görürken, kimdir ona unuttu diyen? Alışmaya çalışmak değildir unutmak, unutmak aramak değildir, ya da her şeye rağmen içimde kalması hiç değildir..
Hiç bu kadar düşmemiştim, hiç bi zaman kendimi bu halde bulmamıştım. Ve o da öyleydi hiç bi zaman kimse bu kadar yıpratmamıştı, kendinden geçirmemişti onu. Çok aradım onu, her yerde her sokakta, sormadığım insan kalmadı, dalga geçileceğini bile bile gittim en olmaz insana yalvardım ulaştırması için. Günler geçti de geçti ne bi haber ne bi iz. Anlamıştım elimde kalan kırık bi kalp ve ayaklarımın tam dibinde gururum. Gururumu unutmuştum, kalmamıştı hiç bi eser.. Ve ben rezil olduğumu hissedip, güçlü görünmek için alışmaya çalıştım, toparlamış gibi davrandım sırf güçlü görünmek içindi tüm bunlar. Belki de bi nebze daha alışmıştım, çünkü acım artık yaşamımım bi parçası olmuştu, aynı onsuz kalmak gibi..
Hep derdim ona, "herşey senin elinde" diye ve hala öyle, ben aldım biletimi arka koltuktan izliyorum onu, perdeleri bırakıp yanımda izlemeye başlıcak olan da o, orada ışıkların altında kalıcak olan da..
Çok değişmiştim.. O kadar değiştim ama o anlamadı. Soluğunu hissettirmeyi kestiği zaman bu kadar yıkılacağımı anlamadığı gibi.. Haklıdır anlamamakta, hala çekiyordum kendimi bişeylerden, korkuyordum çünkü hayal kırıklıklarından, işte ben bu duruma düşmekten korkuyordum, çünkü biliyordum..
Gelmeye kalkarsa, öyle bi günde gelsinki herşeyi unutmuş olayım, bütün kötüleri.. Ne bi soru sorayım, ne de gözlerimde acı dolansın amaçsızca. Geleceğe bakalım, hayallere devam edelim, kimseyi takmadan, hiç bişeyi düşünmeden, yalnızca biz olsun içimizde dolaşan. Ne kadar umudum yok desem de, içimdeki umutları susturamıyorum. Bu sefer kendimi aldatmak yok, anla artık Beer hala bişeyleri bekliyorsun..
Dolunay gökyüzünü süslemeyi bırakana kadar bitmicek içimdeki o.
Ve o bunları asla okumucak, beni hep sandığı gibi bilicek, düşüncesiz kırıcı unutkan..
Hiç bu kadar düşmemiştim, hiç bi zaman kendimi bu halde bulmamıştım. Ve o da öyleydi hiç bi zaman kimse bu kadar yıpratmamıştı, kendinden geçirmemişti onu. Çok aradım onu, her yerde her sokakta, sormadığım insan kalmadı, dalga geçileceğini bile bile gittim en olmaz insana yalvardım ulaştırması için. Günler geçti de geçti ne bi haber ne bi iz. Anlamıştım elimde kalan kırık bi kalp ve ayaklarımın tam dibinde gururum. Gururumu unutmuştum, kalmamıştı hiç bi eser.. Ve ben rezil olduğumu hissedip, güçlü görünmek için alışmaya çalıştım, toparlamış gibi davrandım sırf güçlü görünmek içindi tüm bunlar. Belki de bi nebze daha alışmıştım, çünkü acım artık yaşamımım bi parçası olmuştu, aynı onsuz kalmak gibi..
Hep derdim ona, "herşey senin elinde" diye ve hala öyle, ben aldım biletimi arka koltuktan izliyorum onu, perdeleri bırakıp yanımda izlemeye başlıcak olan da o, orada ışıkların altında kalıcak olan da..
Çok değişmiştim.. O kadar değiştim ama o anlamadı. Soluğunu hissettirmeyi kestiği zaman bu kadar yıkılacağımı anlamadığı gibi.. Haklıdır anlamamakta, hala çekiyordum kendimi bişeylerden, korkuyordum çünkü hayal kırıklıklarından, işte ben bu duruma düşmekten korkuyordum, çünkü biliyordum..
Gelmeye kalkarsa, öyle bi günde gelsinki herşeyi unutmuş olayım, bütün kötüleri.. Ne bi soru sorayım, ne de gözlerimde acı dolansın amaçsızca. Geleceğe bakalım, hayallere devam edelim, kimseyi takmadan, hiç bişeyi düşünmeden, yalnızca biz olsun içimizde dolaşan. Ne kadar umudum yok desem de, içimdeki umutları susturamıyorum. Bu sefer kendimi aldatmak yok, anla artık Beer hala bişeyleri bekliyorsun..
Dolunay gökyüzünü süslemeyi bırakana kadar bitmicek içimdeki o.
Ve o bunları asla okumucak, beni hep sandığı gibi bilicek, düşüncesiz kırıcı unutkan..
Pazar, Ocak 02, 2011
Tam bir ay..
Uyandım. Her zamankinden daha çok kıvrandım özlemden.. Çok çok özlemiştim, zor dayanıyordum. Her yanım telefona uzandı ama dayandım ittim kendimi. Gözlerimi kapadım geçer diye, anılar başladı bir bir beni sarmaya. Çok özlemiştimm, hiç olmadığı kadar. Canım acıyordu, hiç acımadığı kadar.. Tarihe baktığımda anladım, tam bir ay olmuştu! Yaşadıklarımdan dolayı asır gibi geldi o bir ay, ama her gün aynı acıları yaşadığımdan bi o kadar dün gibi çırpınışlara başlamamın ilk günü.
Bir ayda çok şey öğrendim..
Kaybetmeyi
Özlemeyi
Can acısını
Gururu unutmayı
El soğukluğunu
Beklemeyi
Ruhsuz kalmayı..
Hayatıma devam etmeye çalışıyorum, özlesem de, acısını en derinde hissetsem de.. Çareler bile çaresiz..
Bir ayda çok şey öğrendim..
Kaybetmeyi
Özlemeyi
Can acısını
Gururu unutmayı
El soğukluğunu
Beklemeyi
Ruhsuz kalmayı..
Hayatıma devam etmeye çalışıyorum, özlesem de, acısını en derinde hissetsem de.. Çareler bile çaresiz..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
