Salı, Haziran 28, 2011

Bi sırrım var.

Fark etmeden avuçlarımın arasına kocaman bi sır alıvermişim. Çok ağır. Taşımak yürek ister. Ama bu durumda taşınıyor işte bi şekilde. Öyle bi taşınıyor ki seve seve.. Nasıl bi sırdır ki bu aynalara baktığımda aynadaki aksim bile göremiyor.. Aslında sır apaçık ortada, ama görmek isteyene, görebilene.. Daha bulamadım görebilenini. Zaten biri görüvericek olsa bile onu bu denli sakınmalarım yerini boş bakışlara bırakır. Ve siz de bırakın da yaşayayım onunla, kör olmanıza sevinir oldum bu durumda. 
Sizin de sırlarınız var dimi? Ama sizinkiler genelde yüz kızartıcı şeyler. Çünkü sizler sadece iyilerinizi insanlarla paylaşıyorsunuz, geriye kalanı bi köşeye fırlatıyorsunuz bunun adına da sır deyip işin içinden çıkıyorsunuz. Bi tane iyinizi saklamayı düşündünüz mü hiç? Sahici sır.. Siz de istersiniz sadece sizin bildiğiniz bi mutluluğunuzun olmasını. Deneyin, bi durumunuzu paylaşmadan bu hayattan gidin. İnanın güzel olucaktır. 

Perşembe, Haziran 23, 2011

Başım göğsündeydi, kollarım karnında. Okuyorduk ikimiz de aynı satırları.. Dayanamadım çevirdim başımı. Ve başım sarsılmaya başladı. Ağlıyordu hıçkırmadan. -Ağlamayı sevmez.- Göğsü, hızlı hızlı bi aşağı bi yukarı gidip geliyordu. Elleri gözlerindeydi kapamaya çalışıyordu. O sırada hiç bişey yapmadım. Söleyeceğim sözlerin hiç bi tesiri olmazdı. Gördüğüm tek şey "Kuyucaklı Yusuf" tu. Ve tekrar özür diledi..

Çarşamba, Haziran 22, 2011

Neler neler

Keder diğer insanlara uğradığında onların tek yaptığı dolabın üstündeki, içindeki veya yatak altındaki bavullarını ortaya çıkarmak oluyor. Daha sonra en renkli giysiler ortaya çıkıp "Beni seç!" diye bağırıyorlar. Seçimsiz hop bütün kıyafetler bavula... Ve o pis gülüşleriyle "Elveda keder!" deyip, çekip gidebiliyorlar. Evet tüm yaptıkları bu. Bu herkese tanıdık his, keder, onlara uğradığında kolayca onu arkalarında bırakıp kaçabiliyorlar topuklarını kıçlarına vura vura. 
Nedense keder bana uğradığında benim tek yaptığım yatağa öylece uzanmak oluyor. O geldiğinde göz kırpışlarım bile duruyor. Kaçamıyorum ondan. Kovamıyorum da aynı zamanda. Öylece yaşıyorum onunla. Kimseleri yanıma sürüklemeden, kimselere onun varlığını sezdirmeden. Aslında diğer insanlara sezdirmemek diye bi şey söz konusu bile olmuyor. Çünkü o varken kimselerin yanına gidemiyorum, onun varlığı onca insanın varlığından daha yer kaplayıcı oluyor. 
Kederden kaçmayı öğrenmeli miyim? Hayır, çok alıştım onun bu davetsiz ziyaretlerine.

Salı, Haziran 21, 2011

O Hiss..

Tutuyorlar kollarından getiriyorlar tam önüme, dizimin dibine. Öyle bi koyuyorlarki, göz bebeklerimin gördüğü tek şey oluyor. Başımı sağa da çevirsem o, sola da çevirsem o.. Kapatsam gözlerimi tüm gücümle, o karanlıkta oluşan yine o. Onu görmemek, unutmak için her zaman uyumam gerekiyor. Uyandıktan sonra ne  mi yapmalı? Sürekli iyileri düşünmeli. O acı hissi söküp atıcak, mayhoş tattaki iyileri sürüklemeli gözlerimin önüne. Ancak öyle kaybolur yavaş yavaş, öyle bi gider ki kokusu bile kalmaz. Artık başımı çevirmek dahi istemem, iyiler güzel, iyiler yaşanılabilir. Ama dur biraz, bu çok uzun sürmücek! Az önce olduğu gibi tekrar ve tekrar gelicek o acı his. Kapanmış yaralarımı tekrar açıcak, hırsla ve kinle. Acıcak çok acıcak, tüm güzel hisleri unutturana kadar acıtıcak..
Tek bi his, tek bi kişi, tek bi olay. O olay olmasaydı bu küçükler bana o hissi hissettiremezdi. O olay oldu, oldu ve yaşadım işte, yaşattırdılar. Yine de iyiyim, bakın yüzüm gülümseyebiliyor bunu yazarken..